Tasartir


It doesn't matter whether you're Male, Female, Muslim, Christian, Catholic, Jewish, it doesn't matter. If you are a Maiden fan, Your an Iron Maiden fan, Your a part of one fucking world and one family my friends- Bruce Dickinson [EN VIVO!]

Ask me anything

Submit

Meleğimin kollarındayken sevmiştim sıcağı. Cehennem sıcağı fazla.

Glen Hansard’ı karşıma alıp 100 lük rakı açıp anlat abicim nedir senin derdin diyesim var

Galip gelmiş bir savaşçı olsam bile galip geldikten sonra görmezden geldiğim yaralar olacak ayna karşısında. Ve işte o zaman aynaya bakmaktan keyif almayacağım.

İlk Aşkım

  Bu yazacaklarımı burada ilk ve son anlatışım… İlk aşkımdan bahsedeceğim sizlere. Başlarda ismi olmayan mantığı olmayan bir çekimle başlar her şey. Neden öyle davrandığınızı bilmezsiniz, amacınızın ne olduğunu bilmezsiniz düşünmek için kendinize geldiğiniz an enderdir. İşte o zamanda ne olursa olsun var geçmeyin dostlarım. Ve işte o çekime kapılıp ilk buluşmaya adım attığım an.

  Etrafımızda çok insan vardır yıllardır yanınızda olup da bizlere hiçbir şey ifade etmeyen. İşte öyle bir aksi durumdur ki, paylaştığınız bir şey daha henüz yokken hissettiğiniz sıcaklık tarifsizdir…

  İzmir’e hemen hemen hiç kar yağmaz ve karlı bir İzmir günüydü. Bornova kavşağında bekliyordum onu. Birden arkamı dönünce onu gördüm… O Karlı havada tüm vücudumu alev aldı… Hiç yabancılık çekmeden atladı kollarıma, sımsıkı sarıldım ona ter temiz yüzü gülümsüyordu ve yemyeşil gözleri gözbebeklerime bakıyordu… Hayatımda gördüğüm en güzel yüz… Hayatımda gördüğüm en güzel gözler… Hayatımda aldığım en güzel koku…

  El ele yürüdük Bornova sokaklarında, kar topu oynadık. O beni vurmaya çalışır beceremezdi ben ise sırf onu vurmamak için bile bile kazmalık ederdim. Kardan adam yapmıştık beraber Nicko koymuştuk adına… Sonrasın da bir bara geçip yudumlamaya başladık biralarımızı. O bana heyecanla bir şeyler anlatırdı ben mimiklerini seyreder gülümserdim. İlk özel anlar… İlk öpüşme… Ellerim titrerdi yüzüne dokunurken… Ve işte tam anlamıyla bu şekilde başladı aşkımız. Uyumadan önce onu düşünmek… Rüyalarımda onu görmek… Onun sevgi mesajlarıyla uyanmak ve tüm gün onu düşünmek çoğu gece ise onu sesimle uyuturdum kendim ise o uyuduktan sonra telefonumda resimlerine bakardım… Bir kaç tarifi olmaz buluşmadan sonra(hoş gerçi bu duyguyla yaşarken neyin tarifi olabilir ki…). Annesi uzun bir süre evde olmayacaktı(Annesiyle beraber yaşayan ve Manisa da yaşayan bir kızdı) çağırdı beni… Hiç mesafeleri düşünür müyüm? Düştüm Manisa yollarına sıcak bir karşılama tüm yol yorgunluğumu attı. Daha sonra köpeği Araf’ı gezdirmeye çıkardık ve annesi evden gider gitmez doğrudan evin yolunu tutmuştuk ne yaptığımızı bilmez bir halde. Öpüşmeler ile başladı ve o öpüşmeler alev aldı sonrasında ikimiz de tamamen çıplaktık tenim tenine değiyordu hayatımda hiçbir şeyi arzulamadığım kadar arzuluyordum onu… Daha ileri gidecekken.. “Dur aşkım” dedi bana çünkü bu onun için bir ilk olacaktı ve bunun için çok erkendi. Aynı duruma bir kaç kere daha geldik ve her dur deyişinde durdum. Zihnimden tek bir düşünce geçmiyordu kalbim yerinden çıkacak gibiydi, bedenim ise adeta alev almıştı… Ama onun o güzel bakışları dünyada ki her şeyden değerliydi ve o bakışları yitirmeyi göze alamazdım…  En sonunda kendimize eziyet etmeyi bırakıp çıktık dışarı ona “Seni Seviyorum” dedim. O ise “Artık bundan kesinlikle eminim demişti” onun sadece kalbini kazanmamıştım ve işte o gün son nefesimi vereceğim güne kadar süreceğini sandım…

  13.02.2012 sevgililer gününden bir önceki gün. Hediyem hazırdı ve sevgililer günü bekliyordum ve telefonuma bir mesaj geldi “Aşkım annem İzmir’e gidiyo tüm gece evde olmayacakmış”. Ben ne ara hazırlandım ne ara evden çıktım ne ara Manisa ya vardım hatırlamıyorum bile… Uzanmıştık kanepeye ışıklar kapalı, ufo açıktı kızıl loş bir ortam vardı odada. Dizime yatırdım onu… Saçlarını okşayarak şarkı söyledim… Dans ettik güzel bir müzikte ve yine öpüşmeler… Alevlenen öpüşmeler bizi yine aynı duruma soktu ve bana yine “Dur” dedi yine durdum ve daha sonra dayanamadık ve yine ilerledik(şu an bunları yazarken dahi gözlerim dolarken kalp atışım delicesine artmakta) ve bu sefer dur demedi ama pişman olmasından korkuyordum. Üç kere “Emin misin?” diye sordum ve hayır cevabını vermektense gözbebeklerime bakarak bana ait olmayı tercih etti… O anları anlatmayacağım daha da özele girmemek adına değil anlatacak tek bir kelime bulamamamdan kaynaklıdır. Sonrasında yüzüne baktım pişmanlık ifadesini görmekten korkarken yüzünde mutluluk ifadesi gördüm ve bir daha seviştik… Sonrasında kendi ellerimle yemek hazırladım ona.. Kendi ellerimle yedirdim… Hadi artık uyuyalım derken kendimize hakim olamayıp tekrar seviştik. Onun saçlarını koklayarak uyudum… Onun nefesini dinledim arada bir uykumdan uyanıp… Ve sabah uyandığımda güneşi pencerenin dışında değil onun yüzünde gördüm…

  Tamamını anlatmayacağım dostlarım çünkü sizlere aşk duygusunu anlatmak istedim. Ayrılık ve acı kısmını kendi içimde yaşamak bana yeterlidir… Eğer ki bir gün o fırsat elinize geçerse sorgulamayın. İnanın ki daha sonra çektiğiniz acıyı dahi benimseyeceksiniz ve sonrasında onu hatırladığınızda yüzünüzde hafif bir gülümseme olacak… İyi geceler…

Affetmek hiç hafife alınmayacak kadar büyük bir yetenek

Sana lanet ediyorum baba! Çünkü seni çok seviyorum.

Aklım ve kalbimin arasında ki ilişki çok farklı. Aklım ile kalbim zıt düştüğü zaman akıl ne yapar ne eder bir yolunu bulup galip gelir. Zıt düşmediği zamanlarda ise… Olur elbet bir şeyler.

Bir başkasıyla konuşmaktansa…

  Bugün derin bir konuya gireceğim. Aslında başlarda kararlı değildim bunu yazmaya ama sonuçta blog = internet günlüğü ve günlüğe karşı dürüst olmak gerek. Değineceğim konu manevi bir konu olmakla beraber alkol aldığımda aldığım alkolün bana daha fazla etki etmesinin nedenidir.

  İnsanların bir tabiri vardır ya hani “o kişi” bu aralar yargıladığım şer o kişinin hayatımıza dahil olduğu zamanın önemi. Mesela şu aralar zor günler geçiriyorum daha doğrusu bayadır bu şekilde. O insanı bulmak illaki bizlerin kontrolünde değil bu aşikar ama ben ekonomik özgürlüğünü eline almış, güçlü, başarılı bir gençken o kişiyi bulmam benim için pek değerli gelmiyor. Şu zamanlarda değerli olur(du) benim için. Başlarda o kişiyi bir nevi bir gibi hayal ediyordum sürekli destek alacağım biri olarak yani ama o düşünce tarzının yanlış olduğunu anladım ve çok geçmeden buna gerçekten ihtiyacım olduğunu anladım bir bastona değil bir nevi bir hayat arkadaşına. Aşktan söz etmiyorum veya doruktaki duygulardan. Sadece gerçek anlamda paylaşımdan bahsediyorum ve bir dosttan daha özel olmasından. Ha elbet ki çözümü olmayan bir şey için yazıyorum ama amaç çözüm üretmek değil… Sadece yazmak.

   Bugün aldığım karar: Eskisi gibi olmak sürekli bir bekleyiş ve arayış içinde olmaktansa, kadınları yaşamak en azından içtiğimden keyif almak ileriyi ve geçmiş pişmanlıkları düşünmektense anı yaşamak. Biliyorum özel değil ama beni aşağı çekecek kadınlarla birlikte olmayacağım eskisi gibi bu sefer ders almış bir şekilde bakacağım yoluma ve sanırım bu hayatı biraz daha yaşanılabilir kılar…

Eveeet Tumblr’ı gerçek anlamda kullanmaya başlama zamanı geldi

 Blog internet günlüğü anlamını taşıyor ise madem bugüne dair bir şeyler yazayım dedim.

 Güne sabahın köründe 6:00 da Here Comes to Rain Again alarmı ile başladım can arkadaşım Erhan Köseoğlu ile ortak alarm yapışımızdan sonra bu alarmla ilk kalkışım(öyle derin bir anlamı yok makarasına) alkollü bir gecenin ardından az uykuyla başladım güne maksat işe gitmek pişkin pişkin uyumak varken.

 Günün bu kısmından sonra iş hayatımın devreye girmesi lazım ama okul harlığını çıkarmak için yapılan garsonluk işte. Eve döndüm uyumanın hayalini kuruyordum hadi bir duş arkasından da takip ettiğim dizi Fringe’in yeni bölümünden sonra uyurum diye düşündüm. Planlarımı uyguladıktan sonra yine her zaman olduğu gibi bir enerji geldi ve uyumadım. Lakin enerjimi klavye başında harcamak oldu tercihim. Sonrasında ise Dilara adlı bir arkadaş ile arkadaşlık üzerine bir paradoksa girdik ve paradoks olarak da kaldı.

 Anlayacağınız Tumblr dostları geçirdiğim boş bir gün ile kaldım denebilir. Dolu dolu yazmak dileğiyle…

Yine Haklı…

Yine Haklı…